top of page

O ZAMAN: YOLA DEVAM


 

Aile Filmleri

Aile filmlerine bayılıyorum. Lütfen yanlış anlaşılmasın, “aile” ile kastettiğim çocuklu ailelerin birlikte izlediği filmler değil, tabii. Aile kavramını bazen kabul ettiğimiz olumlu yönleriyle bazen de yüzleşmek istemediğimiz olumsuz yönleriyle ele alan filmleri diyorum. İçinde sevgiyi, mutluluğu, kavgayı, gürültüyü, anlaşmazlığı, sadakati ve şefkati işleyen filmler tam benim damak tadıma göre. En sevdiğim yönetmenler, genelde aile kavramını bütün gerçekliğiyle işleyen, her hanede gözlemlenen olayları kendi bakış açılarıyla harmanlayan yönetmenler oluyor. Seviyorum çünkü aile söz konusu olduğunda bazı kavramların belirsizleştiğini ve şekil değiştirdiğini fark ediyorum böyle filmlerde.


Sonu Belirsiz Yolculuk

Geçen hafta Mubi’de izlediğim, Panah Panahi tarafından yazılan ve yönetilen Yola Devam (Jaddeh Khaki, 2021) filmi üzerine yazmak istedim. Panahi’nin ilk uzun metrajlı filmi olan Yola Devam, büyük oğullarını yurt dışına kaçırmak için İran sınırına doğru yola çıkan bir aileye odaklanıyor. Gencin ülkeyi neden terk ettiğine dair bir bilgiye rastlamıyoruz. Büyük bir merakla başlıyoruz ve o merakı film boyunca sürdürüyoruz. Ancak biliyoruz ki bu yasadışı yolculuk için aile büyük bir masrafa girmiş ve evlerini satmak zorunda kalmış. Önümüze çok fazla seçenek çıkıyor. Benim aklıma ilk olarak, karakterin yurt dışında bir gelecek kurmayı planladığı gelmişti ancak annenin, “Bir gün zengin olacak ve sonra tekrar hep birlikte yaşayacağız,” sözüne bakınca bu yolculuğun altında başka nedenler de aradım. Ailenin bu gençten geleceğe dair beklediği bir şeyler var. Ancak ailenin hal ve tavırlarından anladığım kadarıyla sırf böyle bir yolculuk yüzünden dara düşecek bir aile gibi gelmedi bana, bu kısmı çözemedim. Belki de politik bir etkisi var bu yolculuğun…  


"Bir gün bir hamam böceği öldürürsen ölüsünü tuvalete atma. Unutma, onun da anne ve babası onu büyük umutlarla gurbete gönderdi."

Aile üyelerinin her biri kendi derdinde. Babanın ayağı kırık fakat bundan emin olamıyoruz. Evin annesi, eşinin yalan söylediğini düşününce biz de seyirciler olarak şüpheye düşüyoruz. Adamın sorumluluk almaktan kaçan, boş vermiş bir tavrı var. Küçük oğulları için getirdiği köpeğin hasta olduğunu da öğrenince filmin babasına olan güvenimiz zedeleniyor iyice. Buna karşılık, evin çekip çevireni olarak anne, oğlu için derin bir endişe duyuyor ve bu duyguyu son sahneye kadar içinde taşıyor. Filmin başından sonuna kadar olayın farkında olan tek kişi, gülmek ve ağlamak arasında kalan bu dertli anne. Büyük oğul nereye gideceğini bilmiyor, anne gibi o da kaygılı. Fakat en önemlisi, bu gencin ailesine karşı büyük bir mahcubiyeti var. İşte bu utancın yola çıkma nedenleri ile bağlantılı olması kuvvetle muhtemel ama bunu bilmediğimiz için mahcubiyetinin de nedenini tam olarak bulamıyoruz. Bir de zıpır küçük kardeş var ki sormayın. Sessiz sedasız ailenin neşe kaynağı. En ciddi anlarda duygu yükünü yumuşatıp filmi gerçekçi kılıyor. Bazen de bizi filmden çekip çıkartıyor ve kendimize getiriyor. Örneğin büyük oğullarını gönderdikleri sahnede genel plan kullanımı, bizi bir gözlemci havasına sokuyor. İşte tam bu anda ufaklığın meraklı feryatlarını işitmemiz bu gözlemci hissini daha da körüklüyor. Böylelikle reel dünya ile kurgusal dünya arasında gidip geliyoruz.



Acımasız Yorumlar Da Vardır

Evet, gerçek ve kurgu çizgisinde kaybolmak bana iyi geliyor. Arada silkinip filmin farkına varmak filmi yaşamımızın parçası olarak değil de “film” olarak değerlendirmemizi sağlıyor. Gelgelelim bu tür sahneler filmin bütününden de bağımsız olmamalı. Babanın küçük oğlu ile gökyüzüne bakarak konuştuğu sahnenin beni filmden kopardığını belirtmeden geçemeyeceğim. Kamera uzaklaştıkça babanın alüminyum kaplı tulumu tıpkı bir yıldız gibi görünüyor ve o an ufaklığın babanın üstüne yatması ile çok güzel bir fotoğraf ortaya çıkıyor. Fakat gittikçe fonun gökyüzüne dönüşmesi, planın uzunluğu ve konunun başkalaşması bu kadar gerçekçi- vurucu bir film için bu sahneye gerek var mıydı dedirtti.  


Genci bıraktıktan sonra yola düştükleri sahneye de değinmek istiyorum. Arabanın içinde kendilerini Shahram Shabpareh’in Deyar adlı şarkısına bıraktıkları an filmi çok güzel özetlemiş. Bu kısmı izlerken, sahne biraz daha yoğunlaştırılsa tek mekân kısa filmi ile de anlatılabilirmiş bu hikâye diye düşündüm. (Abartıyor muyum?) Babanın ciddi halinden taviz vermeden eğlenmesi ve ufaklığın naralar atarak şarkıya eşlik etmesi bende çok samimi bir his yarattı, çocukken ailemle yaptığım yolculukları hatırladım.

İşte bu çılgınca eğlencenin içinde bir de anne var ki geride bıraktığı evladına duyduğu hüznü dışa vuramıyor. Şarkıya eşlik etmeye devam ediyor çünkü evladı için yapabileceği hiçbir şey yok. Ağlamak istiyor ama yapmıyor. Göz yaşlarını tutmak, iki gözü iki çeşme ağlamaktan çok daha çarpıcıdır her zaman. Ağlamak dürtüsünü bastırıp müziğe katılması ile hayatına devam etmek zorunda olduğunun mesajını çok güzel veriyor bize.


Tam bu sıra ufaklığın feryadıyla irkiliyoruz.  Filmin ara sıra unuttuğumuz ancak sona doğru çığ gibi büyüyerek gelen gerginliği köpeklerinin ölmesiyle iyice bunalıma sürüklüyor bizi. Burası çok mühim bir yer. Bana kalırsa filmin bitmesi gereken yeri tam da burası. Ancak tekrar bir şarkı ile köpeğin gömülme sahnesinin verilmesi bana sadece film süresini uzatmak için koyulmuş gibi geldi. Arabanın içindeki telaştan köpeğin öleceğini öngördüğümde gözlerim çoktan dolmuştu ve artık sadece gözyaşlarımla akan jeneriği görmek istemiştim. Fakat sonraki sahne beni bu duygudan uzaklaştırdı ve tıpkı onlar gibi bu durumu kabullenme sürecine soktu. Bu yüzden filmi bitirirken istediğim doyuma ulaşamadım. Bu da film için en büyük eleştirimdir bir seyirci olarak.


O Müzikler...

Müziklerin bu kadar bariz yerleştirildiği başka bir İran filmi hatırlamıyorum. Yalnızca duygu yönlendirmek için değil, çok daha güçlü bir anlam katmak için kullanılmıştı. Şarkı sözlerine iyice odaklanınca söylemek istediklerimi daha net anlayacaksınız.


Yola Devam, başlarında akbaba gibi dolanan tüm olumsuzluklara rağmen yine de mutlu olabilen bir ailenin anlatıldığı izlemesi keyifli bir film. Unutmayın, belki benim takıldığım yerler sizin hoşunuza gidecek, belki benim gözden kaçırdığım yerleri siz göreceksiniz. Ama şundan eminim ki bu filmi izledikten sonra muhakkak; konuşacak kelimeleriniz, hissedeceğiniz duygularınız olacak.

 

Ah yolculuk hikayeleri… siz ne güzelsiniz.



Comments


bottom of page